İNSANLAR KURAN'DAN BİR BÜTÜN OLARAK SORUMLUDURLAR-III
Bilinçli ya da bilinçsizce bir kenara konan ve uygulamaktan kaçınılan diğer bazı Kuran hükümleri:
Evlere Girildiğinde Selam Vermek
“... Evlere girdiğiniz vakit, Allah tarafından kutlu, güzel bir yaşama dileği olarak birbirinize selam verin. İşte Allah, size ayetleri böyle açıklar, umulur ki aklınızı kullanırsınız.” (Nur Suresi, 61)
Bu ayette müminlerin evlere girdikleri zaman birbirlerine selam vermeleri bildirilmektedir. Ancak selam verirken de Allah, müminlerin birbirlerine esenlik ve dine uygun yaşama dileğiyle selam vermeleri gerektiğini hatırlatmaktadır. Selamın niyetine dikkat edilmesi ise önemlidir.
Kuran'da Allah müminlerin cennetteki dirlik temennilerin “selam” olduğunu bildirmektedir. Böylece müminler, selamlaşmayla cennete duydukları özlemi de ifade ederler.
Selam Verildiğinde Aynısıyla veya Daha Fazlasıyla Karşılık Vermek
“Bir selamla selamlandığınızda, siz ondan daha güzeliyle selam verin ya da aynıyla karşılık verin. Şüphesiz, Allah herşeyin hesabını tam olarak yapandır.” (Nisa Suresi, 86)
Selam verilen bir kişinin, o selama daha güzeliyle veya aynısıyla karşılık vermesi farzdır. Verilen bir selamı almamak, karşısındaki kişiyi küçümseyerek duymazdan gelmek gibi tavırlar ise kötü bir ahlak modelidir. Konumu ne olursa olsun, kendisine verilen bir selamı almak her mümin için Kuran'da bildirilen bir emirdir.
Fasıktan Gelen Habere Göre Hareket Etmemek
Fasık, doğru yoldan sapmış, Allah korkusu olmayan, müminlerin imanını kıskanan, müminleri de saptırmayı ve onlara zarar vermeyi amaçlayan ve bundan haz alan kimsedir. Bu nedenle fasıktan müminlere ulaşan bir haber kesin bir bilgi niteliği taşımaz, doğruluğunun mutlaka araştırılması ve ona göre karar verilmesi gerekir. Yüce Rabbimizin Kuran’da bu konuda bildirildiği hükmü şu şekildedir:
“Ey iman edenler, eğer bir fasık, size bir haber getirirse, onu 'etraflıca araştırın'. Yoksa cehalet sonucu, bir kavme kötülükte bulunursunuz da, sonra işlediklerinize pişman olursunuz.” (Hucurat Suresi, 6)
Zanda Bulunmamak, Gıybet Etmemek, Tecessüs Etmemek
“Ey iman edenler, zandan çok kaçının; çünkü zannın bir kısmı günahtır. Tecessüs etmeyin (birbirinizin gizli yönlerini araştırmayın). Kiminiz kiminizin gıybetini yapmasın (arkasından çekiştirmesin.) Sizden biriniz, ölü kardeşinin etini yemeyi sever mi? İşte, bundan tiksindiniz. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, tevbeleri kabul edendir, çok esirgeyendir.” (Hucurat Suresi, 12)
Ayette, müminin sakınması gereken üç önemli tavırdan söz edilmektedir; zanda bulunmamak, gıybet etmemek (dedikodu yapmamak), tecessüs etmemek (gizli yönleri araştırmamak)... Her üçünün de ortak noktası, müminler arasındaki tesanüd ve dayanışmayı zedeleyen, şefkat ve merhameti azaltan davranışlar olmasıdır.
Boş Şeylerden Yüz Çevirmek
"Onlar, 'tümüyle boş' şeylerden yüz çevirenlerdir."(Müminun Suresi, 3)
Allah'ın rızasına yönelik olmayan her iş Kuran'da belirtilen boş şeylerin kapsamına girer. Mümin zamanını İslam'a en faydalı olacağı, Allah'ın rızasını en fazla kazanacağı işlerle geçirmeli, bu işlerden en yüksek verimi alacak şekilde çaba göstermelidir.
Boş Konuşmamak
“İnsanlardan öyleleri vardır ki, bilgisizce Allah'ın yolundan saptırmak ve onu bir eğlence konusu edinmek için sözün 'boş ve amaçsız olanını' satın alırlar. İşte onlar için aşağılatıcı bir azab vardır.” (Lokman Suresi, 6)
Biraraya gelen insanları boş konuşmalarla oyalamak, şeytanın en büyük hilelerinden biridir. Boş konuşma, içinde Allah'ın anılmadığı, Allah'ın rızasının gözetilmediği, insanın ahiretine bir fayda sağlamayan konuşmalara denir. Ruha da sıkıntı verdiği halde, Kuran ahlakından uzak yaşayan insanlar zamanlarının büyük bir kısmını boş ve yararsız konuşmalar ile geçirirler. Böyle bir durumla karşılaştığında bu ortama uymayan mümin, mümkünse derhal müdahale ederek Allah'ın anılmasını sağlamalı ya da oradan uzaklaşmalıdır.
Cimrilik Yapmamak, Malı Yığıp Biriktirmemek
Bazı kişiler sahip oldukları yanlış infak anlayışına göre mallarından az bir miktar verir, büyük bir dini görevi yerine getirdiklerini düşünerek vicdanlarını rahatlatır ve huzur içinde mallarının geri kalan bölümünü ellerinde tutarlar.
Allah'ın Kuran'da bildirdiği infak ibadeti ise tamamen farklıdır. Kuran'a göre infak etmedeki ölçü şöyledir:
"... Ve sana neyi infak edeceklerini sorarlar. De ki: "İhtiyaçtan artakalanı." Böylece Allah, size ayetlerini açıklar; umulur ki düşünürsünüz." (Bakara Suresi, 219)
Allah'ın verdiği malları biriktiren kimselerin ahiretteki acı sonları Kuran ayetlerinde şöyle haber verilmektedir:
"...Altını ve gümüşü biriktirip de Allah yolunda harcamayanlar... Onlara acı bir azabı müjdele. Bunların üzerlerinin cehennem ateşinde kızdırılacağı gün, onların alınları, böğürleri ve sırtları bunlarla dağlanacak (ve:) "İşte bu, kendiniz için yığıp-sakladıklarınızdır; yığıp-sakladıklarınızı tadın" (denilecek)." (Tevbe Suresi, 34–35)
Burada kastedilen, ihtiyaç kişinin ihtiyacı olmadığı halde malının fazlasını elinde tutup, ihtiyaç içerisinde olan kişilere yardım etmemesidir. Gelecek endişesi, fakirlik korkusu ve dünyayı ahiretten ön planda tutma gibi yanılgılar da, cimrilik ve malı yığıp biriktirmenin ardında yatan temel sebeplerdir.
Getirdikleriyle Sevinip, Yapmadıklarıyla Övünmekten Kaçınmak
"Getirdikleriyle sevinen ve yapmadıkları şeyler nedeniyle övülmekten hoşlananları (kazançlı) sayma; onları azaptan kurtulmuş olarak sayma. Onlar için acı bir azap vardır." (Al-i İmran Suresi, 188)
Gerçekte insanın yaptığı her işi yaratan, sonsuz güç ve ilim sahibi olan Allah'tır. Hiçbir insanın kendisine ait bağımsız bir gücü yoktur. Herşey ve her olay Allah'ın izni ve dilemesi ile gerçekleşir. Dolayısıyla insanın yapmaya güç yetiremeyeceği şeyden dolayı böbürlenmesi ve övülmeyi beklemesi, o işin gerçek yaratıcısı olan Allah'ın kudretini gereği gibi takdir edemediğini gösterir. Bu da insanın nefsini Allah'a ortak koşması anlamına gelir.
Alçakgönüllü Olmak
Gerçek anlamda alçak gönüllülük, insanın sahip olduğu bütün özelliklerin Allah'tan olduğunu bilmesi, Allah'ın verdiğini kabullenmesi ile olur. Bu gerçeği kavrayan bir insan, sahip olduğu güzellik, başarı, zenginlik, akıl veya gücün Allah'ın kendisine imtihan amacıyla verdiği geçici özellikler olduğunu bilir ve asla kibirlenmez. Kuran ayetlerinde, bu ahlaka sahip müminler övülmüş ve müjdelenmişlerdir:
"... Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver." (Hac Suresi, 34)
Kıskançlık ve Hasetten Kaçınmak
Kıskançlık, başkasının sahip olduğu bir şeyin kendisinde olmamasından, başkasının başardığı bir işi kendisinin başaramamasından, başkasının aldığı övgüyü kendisinin almamasından kaynaklanan olumsuz bir duygudur.
Müminler, nefislerine imtihan amacıyla ilham olunan kıskançlık hissine sebep olacak her olayın Allah'ın dilemesi ile gerçekleştiğini, Yüce Rabbimizin dilediğine dilediği nimeti verdiğini, seçimin ve kararın yalnızca O'na ait olduğunu unutmazlar:
"... Nefisler ise 'kıskançlığa ve bencil tutkulara' hazır (elverişli) kılınmıştır. Eğer iyilik yapar ve sakınırsanız, şüphesiz, Allah, yaptıklarınızdan haberi olandır." (Nisa Suresi, 128)
Alay Etmemek, Küçük Düşürücü Lakaplar Takmamak
Cahiliye ahlakını yaşayan birçok insan, kendi nefislerindeki büyüklenme duygusunu tatmin etmek ve diğer insanlardan üstün bir konuma geçmek çabasıyla, çevrelerindeki insanlarla alay eder, aşağılar veya lakap takma gibi çirkin tavırlara başvurur. Oysa Allah cahiliye ahlakına ait bir davranış olan alayı yasaklamıştır. Allah Kuran'da alay konusundaki hükmü şöyle bildirmektedir:
"Ey iman edenler, bir kavim (bir başka) kavimle alay etmesin, belki kendilerinden daha hayırlıdırlar; kadınlar da kadınlarla (alay etmesin), belki kendilerinden daha hayırlıdırlar. Kendi nefislerinizi yadırgayıp-küçük düşürmeyin ve birbirinizi 'olmadık-kötü lakaplarla' çağırmayın. İmandan sonra fasıklık ne kötü bir isimdir. Kim tevbe etmezse, işte onlar, zalim olanların ta kendileridir." (Hucurat Suresi, 11)
Yalan Söylemekten Kaçınmak
Bazı insanlar karşılarındaki kişiyi kendi istedikleri yöne çekebilmek için yalana başvururlar. Ancak söylenme nedeni ne olursa olsun yalan, Kuran'da haram kılınan fiillerdendir. Bu nedenle müminler aşağıdaki ayetin gereği olarak her zaman sözün doğru olanını söylemelidirler:
Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve sözü doğru söyleyin. (Ahzap Suresi, 70)
Öfkeyi Yenmek
Öfke, insanın olayları sağlıklı değerlendirip doğru karar verebilmesini engelleyen bir etkendir. İnsanın öfkelenmesi yaratılışından kaynaklanan bir davranış olsa bile bu öfkeyi sürdürmeyip, yenmek gerekmektedir.
Allah Kuran'da öfkeyi yenmenin önemini şöyle haber vermektedir:
"Onlar, bollukta da, darlıkta da infak edenler, öfkelerini yenenler ve insanlar(daki hakların)dan bağışlama ile (vaz) geçenlerdir. Allah, iyilik yapanları sever." (Al-i İmran Suresi, 134)
Yapmayacağı Şeyi Söylememek
Ey iman edenler, yapmayacağınız şeyi neden söylersiniz? Yapmayacağınız şeyi söylemeniz, Allah Katında bir gazab (konusu olması) bakımından büyüdü (büyük bir suç teşkil etti). (Saff Suresi, 2-3)
Yapmayacakları şeyleri söylemeleri, üstün Kuran ahlakını yaşamayan insanların ortak karakter özelliklerindendir. Bu kimseler kendilerini olduklarından üstün göstermek ve geçici çıkarlar elde etmek gibi amaçlarla yapmayacakları şeyleri söyler, samimiyetsiz davranırlar. Bu, Allah Katında sevilmeyen ve suç olarak nitelendirilen bir davranış bozukluğudur.
İsraf Etmemek
... İsraf ederek saçıp-savurma. Çünkü saçıp-savuranlar, şeytanın kardeşleri olmuşlardır; şeytan ise Rabbine karşı nankördür. (İsra Suresi, 26-27)
Allah'ın verdiği nimetin değerini takdir edememek, verilen nimetleri bilinçsizce kullanmak, israfa neden olur. Bu durum, Allah'ın lütuf ve ikramına karşı nankörlük etmek ve O’nun rahmetini hakkıyla takdir edememek anlamına gelir.
Müminin israf konusunda dikkatli olması ve Allah'ın verdiği sonsuz nimetlere şükrünü yerine getirememekten sakınması gerekir.
Nefsi Temize Çıkarmamak
Ki onlar, ufak tefek günahlar dışında, günahın büyük olanından ve çirkin utanmazlıklardan kaçınırlar. Şüphesiz senin Rabbin, mağfireti geniş olandır. O, sizi daha iyi bilendir; hem sizi topraktan inşa ettiği (yarattığı) ve siz daha annelerinizin karnında cenin halinde bulunduğunuz zaman da. Öyleyse kendinizi temize çıkarıp-durmayın. O, sakınanı daha iyi bilendir. (Necm Suresi, 32)
Kuran'da en üstün imana ve ahlaka sahip olan peygamberlerin dahi çeşitli hatalarından bahsedilmektedir, çünkü hatasız olmak bir ilahlık vasfıdır ve yalnızca Allah'a mahsustur.
Müminin yapması gereken, hatasını fark ettiğinde hemen vazgeçmek, tevbe ederek aynı günahı tekrar işlememeye özen göstermektir. Yoksa kendini hatasız, günahsız göstermek, temize çıkarmak değil... Çünkü bu, Allah'ın beğenmediği bir tavırdır.
Kaybedilenlere Üzülmemek ve Kazanılanlarla Şımarmamak
Öyle ki, elinizden çıkana karşı üzüntü duymayasınız ve size (Allah'ın) verdikleri dolayısıyla sevinip-şımarmayasınız. Allah, büyüklük taslayıp böbürleneni sevmez. (Hadid Suresi, 23)
Müminlerin Allah'a ve O'nun dinine olan bağlılıkları, hiçbir şart ve koşulda değişiklik göstermez. Hiçbir güç koşulda sarsılmaz ve zorluklardan dolayı morali bozulmaz. Sahip olduğu imkanlardan dolayı da böbürlenmez. Bunlar Yüce Allah’ın müminlere emirleridir.
Sevilen Şeylerden İnfak Etmek
"Sevdiğiniz şeylerden infak edinceye kadar asla iyiliğe eremezsiniz. Her ne infak ederseniz, şüphesiz Allah onu bilir."(Al-i İmran Suresi, 92)
Durum gerektirdiği zaman sevdiği bir şeyden kopamayan, Allah yolunda onu infak edemeyen bir insan, imani bir zaaf içinde demektir. Çünkü o şeyi Allah'ın rızasına tercih etmiş olmaktadır.
Beğenilmeyen Bir Şeyi İnfak Etmemek
"Ey iman edenler, kazandıklarınızın iyi olanından ve sizin için yerden bitirdiklerimizden infak edin. Kendinizin göz yummadan alamayacağınız bayağı şeyleri vermeye kalkışmayın ve bilin ki, şüphesiz Allah, hiçbir şeye ihtiyacı olmayandır, övülmeye layık olandır." (Bakara Suresi, 267)
İnfak müminler için manevi bir arınma anlamındadır. İnsan sevdiği, değer verdiği şeyleri yalnızca Allah’ın hoşnutluğunu kazanmak için seve seve veriyorsa ancak o zaman yaptığı infak Kuran ahlakına uygun olur.
Gösteriş İçin İnfak Etmemek
Gösteriş amacıyla infak etmek, Allah'ın hoşnut olmadığı ve inkar edenlere özgü bir davranıştır:
"Ve onlar, mallarını insanlara gösteriş olsun diye infak ederler, Allah'a ve ahiret gününe de inanmazlar. Şeytan, kime arkadaş olursa, artık ne kötü bir arkadaştır o." (Nisa Suresi, 38)
Her mümin bu tehlikeye karşı dikkatli olmalı, şeytanın telkinleriyle amelini şirke dönüştürmesine asla fırsat vermemeli ve infaktaki amacı yalnızca Allah’ın rızası olmalıdır.