İNSANLAR KURAN'DAN BİR BÜTÜN OLARAK SORUMLUDURLAR-II
Bilinçli ya da bilinçsizce bir kenara konan ve uygulamaktan kaçınılan diğer bazı Kuran hükümleri:
Müslümanlara Destek Olmak, Çekişmemek
Yüce Allah, her dönemde sayıları oldukça az olan müminlerin birbirlerine kenetlenmişçesine bağlanmalarını emretmiştir. Allah müminlerin beraberliklerinin nasıl olması gerektiğini bir ayette şu şekilde tarif etmektedir:
Şüphesiz Allah, Kendi yolunda, sanki birbirlerine kenetlenmiş bir bina gibi saf bağlayarak çarpışanları sever. (Saf Suresi, 4)
Allah'ın şanının yüceltilmesi, dinin çıkarlarının ve müminlerin haklarının korunması, cahiliye ahlakına karşı fikri mücadele verilmesi çok kuvvetli bir birlik ve dayanışma içinde gerçekleştirilebilir. Müminler, Kuran'ı yaşama konusunda ancak bu şekilde başarılı olabilir ve Allah'ın hoşnutluğunu kazanabilirler. Bu nedenle, müminler arasındaki bağlılığın ve kardeşlik ruhunun zayıflamasına yol açabilecek davranışlardan kaçınılmak gerekir. Şeytanın telkinlerinden en önemlisi olan ‘çekişmek’ Allah’ın kesin olarak yasakladığı bir davranıştır:
Allah'a ve resulüne itaat edin ve çekişip birbirinize düşmeyin, çözülüp yılgınlaşırsınız, gücünüz gider. Sabredin. Şüphesiz Allah, sabredenlerle beraberdir. (Enfal Suresi, 46)
İşinden Boşalınca Başka Bir İşe Başlamak
Şu halde boş kaldığın zaman, durmaksızın (dua ve ibadetle) yorulmaya-devam et. (İnşirah Suresi, 7)
Müminin, Kuran ahlakını yayma yolundaki fikri mücadelesinde durmaksızın yorulması ile cahiliyenin sıkıntı, mutsuzluk ve ümitsizlik içindeki ‘hayat mücadelesi’ sonucu hissettiği yorgunluk arasında hiçbir benzerlik yoktur. Müminin Allah yolundaki mücadelesi, cennet zevklerine benzer çok büyük bir manevi tat içerir. Durmaksızın gösterdiği bu çaba- Allah'ın izniyle- ahirette karşısına sonsuz bir ödül olarak çıkacaktır.
Allah'ın Ayetlerine Karşı Mücadele Yürüten İnsanlara Sevgi Beslememek
Müminin bütün değer yargıları Kuran üzerine kuruludur, sevgi de bunlardan biridir. Mümin ancak Allah'ı ve Allah'ın sevdiklerini sever. Allah'ın ve müminlerin düşmanlarına karşı ise büyük bir kin ve nefret duyar ve bunu içinden gelerek samimi bir şekilde yapar. Bu konu, ilgili ayetlerde şöyle bildirilmektedir:
Allah'a ve ahiret gününe iman eden hiçbir kavim (topluluk) bulamazsın ki, Allah'a ve elçisine başkaldıran kimselerle bir sevgi (ve dostluk) bağı kurmuş olsunlar; bunlar, ister babaları, ister çocukları, ister kardeşleri, isterse kendi aşiretleri (soyları) olsun. Onlar, öyle kimselerdir ki, (Allah) kalplerine imanı yazmış ve onları Kendi'nden bir ruh ile desteklemiştir... (Mücadele Suresi, 22)
Ancak İslam'la yeni tanışmış kişilerde, bilgi eksikliğinden kaynaklanan yanlış sevgi anlayışıyla ilgili bilgi de Kuran'da şöyle haber verilmektedir:
Ey iman edenler, benim de düşmanım, sizin de düşmanınız olanları veliler edinmeyin. Siz onlara karşı sevgi yöneltiyorsunuz; oysa onlar haktan size geleni inkâr etmişler, Rabbiniz olan Allah'a inanmanızdan dolayı elçiyi de, sizi de (yurtlarınızdan) sürüp-çıkarmışlardır. Eğer siz, Benim yolumda cehd etmek (çaba harcamak) ve Benim rızamı aramak amacıyla çıkmışsanız (nasıl) onlara karşı hâlâ sevgi gizliyorsunuz? Ben, sizin gizlediklerinizi ve açığa vurduklarınızı bilirim. Kim sizden bunu yaparsa, artık o, elbette yolun ortasından şaşırıp-sapmış olur. (Mümtehine Suresi, 1)
Kınayanın Kınamasından Korkmamak
Müminler her devirde, yalnızca Allah'a kulluk etmeleri, insanların değil de yalnızca Allah'ın rızasını gözetmeleri nedeniyle içinde yaşadıkları toplumlar tarafından yadırganmışlardır.
Ancak, yapılan baskı ve kınamalar karşısında dinlerinden en ufak bir taviz vermemişlerdir. Bu durumlarından dolayı da, Allah'ın yardımıyla inkarcılara karşı her zaman zafer elde etmişlerdir.
Kınayanın kınamasından korkmak aynı zamanda Allah'a karşı ortak koşmak demektir. Çünkü Allah yalnızca Kendisi'nden korkulması gerektiğini bildirmektedir. Bu durum İslam’a değil, kişinin kendisine zarar verir. Allah onun yerine kınayanın kınamasından korkmayan ve üstün niteliklere sahip müminleri getirir:
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) Kendisi'nin onları sevdiği, onların da Kendisi'ni sevdiği, mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,' Allah yolunda cehd eden (çaba harcayan) ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Maide Suresi, 54)
Yabancı Evlere İzinsiz Girmemek
Kuran'da tanımadığı birinin evine, ne niyetle olursa olsun izinsiz ve habersiz girmek, kesinlikle yasaklanan bir tavırdır:
Ey iman edenler, evlerinizden başka evlere, yakınlık kurup (izin almadan) ve (ev halkına) selam vermeden girmeyin. Bu sizin için daha hayırlıdır; umulur ki öğüt alıp düşünürsünüz. (Nur Suresi, 27)
Allah'ın Ve Dinin Aleyhinde Konuşulan Ortamı Terk Etmek
O, size Kitapta: "Allah'ın ayetlerinin inkâr edildiğini ve onlarla alay edildiğini işittiğinizde, onlar bir başka söze dalıp geçinceye kadar, onlarla oturmayın, yoksa siz de onlar gibi olursunuz" diye indirdi. Doğrusu Allah, münafıkların ve kafirlerin tümünü cehennemde toplayacak olandır. (Nisa Suresi, 140)
Ayetlerimiz konusunda 'alaylı tartışmalara dalanlar': -onlar bir başka söze geçinceye kadar- onlardan yüz çevir. Şeytan sana unutturacak olursa, bu durumda hatırlamadan sonra, artık zulmeden toplulukla beraber oturma. (Enam Suresi, 68)
Cahiliye toplumundaki kişiler, Allah'ın kadrini gereğince takdir edemezler ve gaflet içinde yaşarlar. Zaman zaman şuursuzca, Allah'ın ve dinin aleyhinde konuşmalar yapabilirler. Böyle bir ortam oluştuğunda, eğer müdahale etme imkanı yoksa, ortamı terk etmek mümin için farzdır. Bu duruma kayıtsız kalarak o ortamın bir parçası olmak, Yüce Rabbimizin beğenmediği ve yasakladığı bir davranıştır.
Belirlenmiş Vakitlerde Hamd Ve Tesbih Etmek
Hamd, her türlü övgünün ve yüceltilmeye layık olanın yalnızca Allah olduğunu, tesbih ise Allah'ın, her türlü eksiklik, kusur ve hatadan münezzeh olduğunu hem dil hem de kalp ile tasdik etmektir.
Hamd ve tesbih yalnızca müminlerin değil, aynı zamanda bütün kainatın bir ibadetidir:
Yedi gök, yer ve bunların içindekiler O'nu tesbih eder; O'nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur, ancak siz onların tesbihlerini kavramıyorsunuz. Şüphesiz O, halim olandır, bağışlayandır. (İsra Suresi, 44)
Gök gürültüsü O'nu hamd ile, melekler de O'na olan korkularından tesbih ederler... (Rad Suresi, 13)
Rabbimizi Kuran'da belirtilen beş vakitte, Allah'ın istediği şekilde tesbih etmek müminin günlük hayatındaki en önemli görevlerinden biridir. Sabah namazı ve ikindi vakitlerinde, tesbihle birlikte ayrıca hamd edilmesi de ayetlerde özellikle belirtilmiştir.
Müminlere Karşı Tevazulu, İnkarcılara Karşı Sert Ve Caydırıcı Olmak
Ayetlerde, alçakgönüllü müminler övülmüş ve müjdelenmişlerdir:
... Sen alçak gönüllü olanlara müjde ver. (Hac Suresi, 34)
Ancak alçakgönüllülük gösterilecek kimseler ancak müminlerdir. Cahiliyeye yöneltilecek olan tavır ise bunun tam tersidir:
Ey iman edenler, içinizden kim dininden geri döner (irtidat eder)se, Allah (yerine) Kendisi'nin onları sevdiği, onların da Kendisi'ni sevdiği mü'minlere karşı alçak gönüllü, kafirlere karşı ise 'güçlü ve onurlu,' Allah yolunda cehd eden (çaba harcayan ve kınayıcının kınamasından korkmayan bir topluluk getirir. Bu, Allah'ın bir fazlıdır, onu dilediğine verir. Allah (rahmetiyle) geniş olandır, bilendir. (Maide Suresi, 54)
Çünkü iman etmeyenler Allah'a, elçisine ve müminlere karşı savaş açmıştır. Allah'a başkaldıran bu insanlara karşı müminlerin nasıl bir tavır içerisinde olmaları gerektiği şöyle açıklanmıştır:
Ey Peygamber, kâfirlerle ve münafıklarla cehd et (çaba harca) ve onlara karşı sert ve caydırıcı davran. Onların barınma yerleri cehennemdir, ne kötü bir yataktır o!.. (Tevbe Suresi, 73)
Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun. Ve kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir. (Tevbe Suresi, 14-15)
Müminlerin bu özellikleri bir başka ayette şöyle ifade edilmiştir:
Muhammed, Allah'ın elçisidir. Ve onunla birlikte olanlar da kafirlere karşı zorlu, kendi aralarında ise merhametlidirler... (Fetih Suresi, 29)
Ancak buradaki sert ve caydırıcı kelimelerinden yanlış bir anlam çıkarmamak gerekir. Burada kastedilen sertlik, fizik kuvvet kullanılarak uygulanan bir sertlik değildir, fikri mücadeledir.
Ancak müminlerle din konusunda mücadele etmeyen insanlarla iyi geçinmek ya da din ahlakının yeni anlatıldığı kimseleri İslam'a ısındırmak için onlara iyi davranmak, güzel söz söylemek de Kuran’daki ölçülerdir.
Bir Topluluğa Karşı Duyulan Kinin Adaletten Alıkoymaması
Adalet, insanlar arasındaki anlaşmazlıklara çözüm getirirken hak sahibine tarafsız bir şekilde hakkını vermek anlamına gelir. Ancak Kuran ahlakını yaşamayan insanlar, kişisel çıkarları uğruna kararlarında adil olmayabilirler.
İnsanların adaletsizlikleri en çok, kin duydukları kişilere olan tavırlarında ortaya çıkar. Nefsini kaplayan bir kin duygusunda kişi, karşısındaki insan hakkında adil bir karar almakta zorlanabilir. Bu nedenle Allah, kinin adaleti engelleme yönüne özellikle dikkat çekmiş ve müminleri bu konuda uyarmıştır:
Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah'tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır. (Maide Suresi, 8)
Bilgi Sahibi Olunmayan Bir Konunun Savunuculuğunu Yapmamak
İnsanların savundukları ve uyguladıkları bir fikir ve inancın yüzde yüz doğru olduğuna, vicdanlarında kanaat getirmeleri şarttır. Hakkında bilgi sahibi olmadığı herhangi bir fikrin peşinden giden kişiler, ahirette gözleriyle, kulaklarıyla ve kalpleriyle hesap vereceklerdir:
Hakkında bilgin olmayan şeyin ardına düşme; çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur. (İsra Suresi, 36)
Müminler, vicdanlarından ve Kuran'ın onayından geçmeyen hiçbir düşüncenin ardından gitmezler.
İnkar Edenlerin Sahip Oldukları Zenginliklere Ve Yaşam Şekillerine Özenmemek
Sakın onlardan bazılarını yararlandırdığımız şeylere gözünü dikme... (Hicr Suresi, 88)
Allah zenginliği hem Müslümanlara hem de inkar edenlere verebilir. Ancak zenginliğin her iki gruba da veriliş amacının farklı olduğu görülür.
Allah'ı inkar eden insanlara verilen zenginlik, güzellik, güzel evler ve olanaklar birer denemedir. Bu verilenler, kendilerine bağışlanan tüm bu nimetlere rağmen, bu kişilerin Allah'a karşı ne derece nankörlük içinde olduklarını insanların iyice görmeleri içindir:
Onların malları ve evlatları seni imrendirmesin; Allah bunlarla, ancak onları dünyada azablandırmak ve canlarının onlar inkar içindeyken zorluk içinde çıkmasını istiyor. (Tevbe Suresi, 85)
Dinde Zorlama Olmaması Ve Din Ahlakına Hikmetle, Güzel Öğütle Davet Etmek
Rabbinin yoluna hikmetle ve güzel öğütle çağır ve onlarla en güzel bir biçimde mücadele et. Şüphesiz senin Rabbin yolundan sapanı bilendir ve hidayete ereni de bilendir. (Nahl Suresi, 125)
İslam dini, kişinin gönülden kabul ederek yaşamasıyla Allah Katında kabul gören bir inanç sistemidir. İslam ancak kişinin kendi rızası olduğunda gerçek anlamda yaşanabilir.
Müslümanların din ahlakını anlatmaları, isteyenlerin din ahlakını yaşamasına yönelik, güzel sözlü bir davet niteliğindedir. Dinde zorlama olmadığı ayette şöyle bildirilmektedir:
Dinde zorlama (ve baskı) yoktur. Şüphesiz, doğruluk (rüşd) sapıklıktan apaçık ayrılmıştır. Artık kim tağutu tanımayıp Allah'a inanırsa, o, sapasağlam bir kulpa yapışmıştır; bunun kopması yoktur. Allah, işitendir, bilendir. (Bakara Suresi, 256)
Gayb Hakkında Kesin Konuşmamak
Müminler, gayb içinde yalnızca Allah'ın dilediklerinin gerçekleşeceğine iman ettikleri için, bir dakika sonrası için bile olsa hiçbir şekilde kesin bir dille konuşmaz ve sözlerini "Allah'ın dilemesiyle" anlamına gelen "İnşaAllah" diyerek bitirirler.
"Hiçbir şey hakkında: "Ben bunu yarın mutlaka yapacağım" deme. Ancak: "Allah dilerse" (inşaAllah yapacağım de)..." (Kehf Suresi, 23–24)
Emaneti Ehline Teslim Etmek
Bir görevi hakkıyla, doğru ve eksiksiz olarak yerine getirebilecek bir kimse o işin ‘ehli’ demektir. Sorumluluğun ehline teslim edilmesi ise Kuran'da bildirilen bir emirdir:
“Şüphesiz Allah, size emanetleri ehline (sahiplerine) teslim etmenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor. Bununla Allah, size ne güzel öğüt veriyor!.. Doğrusu Allah, işitendir, görendir.” (Nisa Suresi, 58)
Emanetlerin ehillerine verildiği, hükümlerin adaletle verildiği İslami bir toplumda kimse haksızlığa ve zulme uğramaz.