GERÇEK DİN VE ‘MANTIK DİNİ’
C:\Users\kişi\Desktop\My Pictures\PHTSHP-MANZARA\cennet_.jpg

Bazı insanlar, belirli zamanlarda Kuran ahlakını yaşayıp, bazı zamanlarda da nefislerinin isteklerini gözeterek din ahlakını yaşadıklarını zannederler. Bu durum, insanların kendini aldatmasından başka bir şey değildir. Kuran’da, kimi insanların Allah’a ‘bir ucundan ibadet ettikleri’ şöyle bildirilmektedir:

İnsanlardan kimi, Allah’a bir ucundan ibadet eder, eğer kendisine bir hayır dokunursa, bununla tatmin bulur ve eğer kendisine bir fitne isabet edecek olursa yüzü üstü dönüverir. O, dünyayı kaybetmiştir, ahireti de. İşte bu, apaçık bir kayıptır. (Hac Suresi, 11)

Cahilce, kendi mantık örgülerine göre bir din yaşamayı düşünenlerin, bu ayeti gereği gibi düşünerek,  bir ‘mantık dini’ arayışının yanlışlığını farketmeleri son derece önemlidir.

Cahiliye insanlarının oluşturduğu ‘mantık dini’nin en temel özelliklerinden biri, Kuran ahlakının gereklerinin, yalnızca kişisel çıkarlarla uyumlu olduğu durumlarda yaşanmasıdır. Bu sapkın inanışa göre, namaz kılmak, zekat vermek, oruç tutmak, sabır göstermek, tevekküllü olmak, hoşgörülü davranmak, ihtiyaç içinde olanları korumak ancak çıkarlarla çatışmadığında uygulanabilir. Eğer toplum içinde takdir görülecekse, bu ibadetlerin ve güzel ahlak özelliklerinin yapılmasında kendilerince bir sakınca görmeyen bu kimseler, ancak toplumdan tepki alacaklarını düşünürlerse, bu dini sorumluluklardan hiç haberleri yokmuş gibi davranırlar.

Bu çarpık mantığa sahip insanlar, ahiretin varlığına da gönülden iman etmezler. Çünkü hayatlarının bir kısmını Kuran ahlakını, geri kalanını ise dünya hayatını yaşamaya ayırmışlardır. Hatta bazen bu kişinin gününün neredeyse 23 saati din ahlakından uzak geçerken, din ahlakını yaşamaya ancak bir saatini ayırır.
Dünyevi değerlere çok önem veren bu kişiler, sadece belli dönemlerde ihtiyaç içinde olanları korumayı, fakirlere sadaka vermeyi yeterli görürler. Bunlar güzel ve teşvik edilmesi gereken davranışlardır. Ancak genellikle, bu kişilerin yardımlarındaki asıl amaç, toplumda ‘ hayırsever’ sıfatı kazanabilmektir.

Mantık dinini yaşayanların en büyük yanılgılarından biri ise, tüm bu çarpıklıklara ve Kuran dışı inanışlara rağmen kendilerinin din ahlakını yaşadıklarını öne sürmeleridir. Oysa gerçek İslam ahlakının, bu kişilerin çarpık mantık örgüleri üzerine kurdukları yaşamlarıyla hiçbir ilgisi yoktur.

Kuran’da, müminlerin tüm yaşamlarının Rabbimiz’in rızasına uygun olduğu bildirilmektedir. Salih müminler, her ne iş yapıyor olsalar, okula da gidiyor olsalar, ticaretle de uğraşıyor olsalar, tüm gün evde de bulunsalar, hasta ya da sağlıklı da olsalar yalnızca Allah’ın rızası için yaşarlar. Bir Kuran ayetinde şu şekilde buyrulmaktadır:

De ki: “Şüphesiz benim namazım, ibadetlerim, dirimim ve ölümüm alemlerin Rabbi olan Allah’ındır.” (Enam Suresi, 162)

Çok açıktır ki, samimi müminlerin hayatında “biraz Allah rızası için, biraz nefsi için” gibi bir ayrım asla yoktur. Yaptıkları her işte Allah’ın hoşnutluğunu kazanma çabası vardır. Müminlerin yalnızca Allah için yaşadıklarını haber veren ayetlerden biri şöyledir:

(Öyle) Adamlar ki, ne ticaret, ne alış-veriş onları Allah’ı zikretmekten, dosdoğru namazı kılmaktan ve zekatı vermekten ‘tutkuya kaptırıp alıkoymaz’; onlar, kalplerin ve gözlerin inkılaba uğrayacağı (dehşetten allak bullak olacağı) günden korkarlar. (Nur Suresi, 37)

Salih müminler, Allah’ın huzurunda yapayalnız hesap vereceklerinin bilinciyle, yaptıkları her ibadeti samimiyetle yerine getirmeye çaba gösterirler. Kendi nefislerine uygun olanı seçmez, Allah’ın emrettiği şekilde ve O’nun sınırlarını koruyarak yaşarlar.


Samimi mümin, yapacağı davranışları ve sözlerini ‘mantık süzgecinden’ değil, tam bir mümin hareketi ve mümin ahlakına uygun olup olmadığı konusunda süzgeçten geçirir..”Cennette böyle bir tavır içinde olabilir miyim?” diye düşünerek Kuran ahlakına uygun tavırlar sergiler.